Hep bir yerlere bir şeylere yetişme telaşındasınız değil mi?
Hiç vaktiniz yok… “fast live”, “fast music”, “fast food”, “fast love”…
Dikte ettirilen “yükselen değerler”, “in”ler, “out”lar…
Buna benzer bir odada, şanslıysanız gökyüzünü görebilen bir pencere altında bitecek hepsi.
Dostluğu klavyelerinde, yaşamı monitörlerinde arayanlar, size sesleniyorum!
Hangi tuş daha etkilidr ki sıcacık bir gülüşten?
Ya da hangi program verebilir bir ağaç gölgesinde uyumanın keyfini?
Copy-paste yapabilir misiniz dalgaların sahille buluşmasını?
İçinizi ısıtan gün ışığını gönderebilir misiniz maille arkadaşlarınıza?
Sevgiyi tuşlarla mı yazarsınız?
Öpüşmek için hangi tuşlara basmak gerekir?
Ya da geri dönüşüm kutusunda saklanabilir mi kaybolan zaman?
Doğayı bilgisayarlarına döşeyenler, neden görmezsiniz bahçedeki akasyanın tomurcuklandığını?
Ve ıslak toprak kokusu var mıdır dosyalarınız arasında?
Koklamak, duymak, dokunmak yok mu yaşam skalanızda?
Bilgi toplumu oldunuz da, duygu toplumu olmanıza megabaytlarınız mı yetmiyor?
MÜŞFİK KENTER
Çok güzel bir yazı.
Teknolojinin getirdikleriyle “götürdüklerini” bir kıyasa vursak sonuç ne olurdu çok merak ediyorum.
Özgürleştiğimizi zannettikçe mahkûm oluyoruz..
En yakınımızdakileri göremez oluyoruz; onları tanımıyoruz, çevremizde, belkide ailemizde meydana gelen bir olay bizim için sürpriz oluyor? Oysa inandığımız modern ilkelere göre herşeyin bir sebebi vardı, ateş olmayan yerden duman çıkmazdı. Evet, gerçekten de durum böyle, Müslüm Baba’nın deyimiyle; “herşeyin bir sebebi var” . Ama biz gözlerimizi kapatmışız dünyaya, herkes kendi sanal dünyasında yaşıyor. Televizyon evimize girdi aile gitti, bilgisayar girince “ben” kaybolacak galiba, insanlar ne olduklarını unutuyorlar; hayatı parmaklarımızın ucunda yaşıyoruz.
Birşeyler eksik ama ne?
Yorum bırakabilmek için giriş yapmanız gerekiyor.

Yorumları Oku